SENİN KARIN BENİ MAHVETTİ
Mağazada, sonbahar aylarından kalma sıradan bir gün yaşıyordum. O günü unutturmayacak olayın kahramanları kapıdan içeri girdi. Bir baba ve oğlu. Baba orta yaşın üzerinde kısa boylu tombulca, yüzü sanki bir suç işlemiş gibi yerde ve ağır adımlarla içeri giriyor. Yanındaki oğlu ise, yaklaşık on yaşlarında, iyi besili, pehlivanı andıran bir yapısı vardı. Bakışlar, babasına karşı dik ve kinli. Sanki büyük bir suç işlemiş de onu gözleri ile takip ediyor. Gözleri ile dövercesine bakarak içeri girdiler. Pehlivan oğlanın söylediği tek şey vardı ve tekrar tekrar söylüyordu.
Elindeki kocaman telefonu göstererek “O senin karın beni mahvetti”. Bu hakarete bir anlam veremedim. Beynimde şimşekler çakıyor, öyle fırtınalar kopuyor ki Tur dağı yıkılacak sanki. Kalp atışım birden iki katına çıktı hafif baş dönmesi yaşadım, fakat içimde 1999 depreminden daha büyük depremler kopuyordu. Babaya ve oğluna boş boş baktım. Ben mevzuyu anlamaya çalışıyorum. Tekrar ediyor “Senin karın beni mahvetti”! Baba hakikaten suçlu edasıyla ses çıkartmıyor. Bize doğru yaklaşarak ve cesaretini toplayarak: “Bu telefonun ekranı kırıldı yapılır mı?” diye sordu.
Ben de çocuğun ve babanın tavırlarından olayının normal bir durum olmadığını fark ederek sordum: “Abi, hayırdır telefona ne oldu?” Baba: “Bizim Hanım telefon elindeyken yanlışlıkla düşürmüş, düşünce ekranı kırılmış” dedi. Sonra olay açığa kavuşunca: “Abi telefonun ekranı yapılır. Fiyatı da 100 lira tutar. Ama 2 gün bize müsaade edeceksiniz” dedik. Çocuk hemen kızgın bir şekilde atıldı: “Ben iki gün telefonsuz ne yapacağım? Senin karın beni mahvetti, ben eve gidince göstereceğim senin karına” diye babasını azarlamaya devam etti.
Aklım nutkum tutuldu, olayı anlamakta zorlandım. Bu nasıl bir seviye bu nasıl bir şımarıklıktı ki, annesinin adını anmadan “kadın” diye hitap etmesi, babasını “çocuk gibi azarlaması” hiç kabullenir bir durum değildi.
Olayın kahramanı baba ve oğul giriş tarzıyla aynı şekilde çıktılar. Babanın yüzü bir suçlu gibi yere bakmaktadır. Çocuk pehlivan bir duruşu ile. “Ben gidince senin karına göstereceğim” deyip tehditler savurarak dışarı çıktılar. Onların evde ne yaşadığını çok da bilmiyorum. Muhtemelen anne ve baba çocuktan özür üstüne özür dilemişlerdir. Ama iç dünyalarında: “Biz nerde hata yaptık” diye kendilerini sorgulamadan edemiyorlardır.
Bu yaşadığım olay bende “oniki” şiddetindeki depremden daha da kötü iz bıraktı. Yapılmış imar edilmiş dünyamı, fay hatlarının kırılması gibi kırılarak yok ediyordu. Annelerin yemeyip yetirdiği, içmediğini içirdiği “melek” yavruları ne oldu da “canavara” dönüştüler. Anne babalarına nasıl düşman olduklarına düşünmekten kendimi alamıyorum.
Şerafettin YAZICI